Vienna, Austria | 16 Mart 2026
HAJDE

Büyüklük, Güç ve Avrupa’nın Stratejik İkilemi – Yeni Dünya Düzeni Çağında

Viyana’da düzenlenen Time to Decide (Karar Zamanı) zirvesi, Avrupa’nın içinde bulunduğu çalkantılı dönemde nasıl bir yön belirlemesi gerektiğini tartışmak üzere üst düzey karar alıcıları ve önde gelen siyaset bilimcileri bir araya getirdi.
yayınlandı Aralık 4, 2025Yazar Majlinda Aliu
IMG 0848

Erste Foundation ve Sosyal Bilimler Enstitüsü (IWM) tarafından ortaklaşa düzenlenen günlük konferans; Avrupa’nın güç siyaseti, sistemik rekabet ve kurumsal yıpranmanın giderek belirleyici olduğu bir dünyaya nasıl uyum sağlayabileceğini incelemeyi amaçladı.

 

Zirvenin 2 Aralık’taki açılışında Avusturya Avrupa ve Uluslararası İlişkiler Bakanı Beate Meinl-Reisinger, uluslararası düzenin hızlı bir dönüşümden geçtiğini vurguladı. “Dünyanın pek çok yerinde, güçlü olanı kayıran, zayıfı cezalandıran sert gücün geri dönüşünü görüyoruz” diyen Meinl-Reisinger, illiberal ve otoriter eğilimlerin yükselişine dikkati çekti. Avrupa’nın bu ortamda siyasi bir aktör olmayı sürdürmek istiyorsa kendi içinde daha sıkı iş birliği kurması gerektiğinide “Avrupa güçle konuşacaksa, önce tek sesle konuşmayı öğrenmeli.” sözleri ile ifade etti.

 

 

Zirvenin en merak edilen bölümlerinden biri, küçük devletlerin mevcut dünya düzeninde nasıl bir rol üstlenebileceğine ilişkin tartışmaydı. Arnavutluk Başbakanı Edi Rama’nın yönettiği panelde, giderek daha fazla önem kazanan bir soruya yanıt arandı: Büyük güçlerin hâkim olduğu bir dünyada küçük ülkeler etki ve hareket alanlarını nasıl koruyabilir?

 

Panelin açılışında Rama’nın kullandığı provokatif bir metafor “küçük olmaktansa b%$ olmak daha iyidir” tartışmanın daha baştan değiştirdi. Bu yorum, küçük devletlerin küresel karar alma süreçlerindeki marjinal önemine işaret ediyordu. Kamuoyunda bilinen retorik tarzıyla uyumlu olsa da bu ifade, diğer katılımcıların benimsediği analitik yaklaşımla çelişen küçümseyici bir ton yarattı.

 

Eski Avusturya Şansölyesi Alexander Schallenberg, bu ifadeye hem esprili hem de gerçekçi bir yanıt vererek “Küçük güzeldir.” dedi. Schallenberg, küçük devletlerin reform süreçlerinde daha esnek davranabildiğini söyledi; ancak dış politikada büyüklüğün hâlâ önem taşıdığını, küçük ülkelerin uluslararası arenada seslerini duyurmak için “fazladan çaba harcamak zorunda” olduklarını ekledi.

 

Kuzey Makedonya’nın eski Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nikola Dimitrov ise tartışmanın merkezine liderliği yerleştirdi. Küçük devletler için siyasi yetkinliğin isteğe bağlı olmadığını savundu. “Büyük devletler belki vasat liderleri tolere edebilir, ancak küçük devletler edemez,” diyen Dimitrov, küçük ülkelerin, diplomasiyi somut sonuçlara dönüştürebilmek için iyi hazırlanmış ve büyük güçlerle etkili iletişim kurabilen karar alıcılar tarafından yönetilmesi gerektiğini vurguladı.

 

Akademisyenler, konuyu daha geniş bir uluslararası sistem perspektifine taşıdı. İstanbul Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Prof. Soli Özel, içinde bulunduğumuz dönemi 2015’te başlayan uzun bir geçiş süreciolarak tanımlayarak “Yeni bir oluşum dönemindeyiz ve bu sürecin nereye evrileceğini kestiremiyoruz.” dedi.

Özel, küresel düzenin eski sabitlerinin gevşediği bir ortamda küçük ve orta büyüklükteki ülkelerin ittifaklarını sürekli yeniden ayarlamak zorunda kaldığını, zorlayıcı stratejik tercihlerle karşı karşıya olduklarını ifade etti ve bu tabloyu “asimetrik çok kutuplu bir dünya” olarak niteledi.

 

Benzer ölçüde temkinli bir değerlendirme de Sofya’daki Liberal Stratejiler Merkezi Başkanı Ivan Krakov’dan geldi.Küçük devletlerin uluslararası gündemde çoğu zaman ancak coğrafi konum ya da krizler nedeniyle öne çıktığını belirten Krakov, birçok küçük ülkenin sınırlı hareket alanı nedeniyle “tek başlık etrafında şekillenen devletlere” dönüştüğünü söyledi ve “Eğer büyük bir oyunun parçası değillerse, aslında oyuna dahil değiller.” İfadesini kullandı.

Tartışma, Avrupa siyaseti ve güvenliği uzmanı Rosa Balfour’un, Avrupa Birliği içindeki küçük devletlerin karşılaştığı risklere örnek olarak Macaristan’ı gündeme getirmesiyle keskinleşti. Balfour, Macaristan’ın AB içinde veto hakkını tartışmalı biçimde kullanmasına değinerek, ülkenin dış politika çizgisi hakkında “Macaristan egemenliğini Rusya’ya, Çin’e ve belki de ABD’ye teslim etmiş durumda” değerlendirmesinde bulundu.

 

Rama, bu yoruma itiraz ederek Avrupa’nın Ukrayna savaşında ateşkes çağrısı yapan aktörlere karşı çifte standart uyguladığını savundu ve Macaristan Başbakanı Viktor Orbán ile ABD Başkanı Donald Trump’a verilen tepkileri örnek gösterdi.

Balfour, eleştiriyi kişisel örnekler üzerinden genişleterek Avrupa’nın karşılaştığı sorunların, kurallara dayalı uluslararası düzeni tutarlı biçimde savunamamasından kaynaklandığını ileri sürdü. “Liberal dünya düzenine karşı büyük bir tepki döneminden geçiyoruz,” diyen Balfour, liberal düzenin zayıflaması ve otoriter eğilimlerin güçlenmesinin özellikle küçük ve orta ölçekli devletleri, hatta AB’nin kendisini, orantısız biçimde etkileyeceği uyarısında bulundu.

 

 

Zirve genel olarak Avrupa’nın artan küresel istikrarsızlık karşısında kendini nasıl yeniden konumlandırması gerektiğine dair önemli bir tartışma zemini sundu.

Ancak toplantı, Avrupa’da analitik değerlendirmeler ile siyasi söylem arasındaki mesafenin hâlâ kapanmadığını da gösterdi. Uzmanların ve deneyimli yöneticilerin dikkat çektiği stratejik kırılganlıklar, bazı liderlerin küçümseyici söylemleriyle gölgelendi.

 

Küçük devletlerin önemini azaltan ifadeler ise zamanla gerçekliğe dönüşme riski taşıyor.
Time to Decide zirvesi, Avrupa’nın karşı karşıya olduğu zorluğun sadece kurumsal ya da jeopolitik değil; aynı zamanda nasıl konuştuğuna, kendini nasıl tarif ettiğine dair bir mesele olduğunu ortaya koydu. Liderlerin karmaşık bir dönemin gerektirdiği sorumluluğu ve ciddiyeti taşıyıp taşımadığı, Avrupa’nın geleceği açısından belirleyici olacak.

Daha Fazla

Politics European union Europe Albania