Vienna, Austria | 16 Mart 2026
HAJDE

Şehirler Arasında: Işın Önol’un Küratöryel Yolculuğu

New York ile Viyana arasında yaşayan başarılı Türk küratör Işın Önol, çağdaş sanata küratöryel katkısını sunuyor.
yayınlandı Kasım 25, 2025Yazar Majlinda Aliu
Isin Onol Portrait

Işın Önol, yirmi yılı aşkın bir süre önce İstanbul’da sanat kariyerine başladığında, kıtalar arasında insanların hafızalarını birbirine bağlayan bir küratör olma niyetinde değildi. O zamanlar, aklı fikri kendi işlerinde, sanatın atölyenin dışında nasıl yaşadığına merakı giderek artan genç bir sanatçıydı. Ne var ki 2006’da uluslararası ilginin arttığı bir dönemdeİstanbul’daki Elgiz Müzesi’nin direktörlüğünü üstlendiği zaman yolu değişmeye başladı.

Önol, “Kendi işlerimi gün yüzüne çıkarmadım” diye anlatıyor. “Çıkar çatışması olsun istemiyordum. Yavaş yavaş odağım sanat üretmekten küratörlüğe kaydı. Ve önümde başka bir dünya açıldı.” diye de ekliyor.

 

Bu süreç onu adeta çağdaş sanat dünyasının haritasında bir yolculuğa çıkardı: Güney Kore’de küratöryel bir kurs, alanın en eski küratöryel programlarından biri olan Grenoble’da L’École du Magasin’de eğitim ve ardından ikinci yüksek lisans için Zürih. Her durak, ona yeni bir bakış açısı kazandırdı ancak hiçbiri yolun sonu gibi hissettirmedi. O hep hareket hâlinde, henüz adını koyamadığı bir şeye doğru ilerliyordu.

 

At Vienna Art Week 2025- photocredit Joanna Pianka 

 

Viyana: Hem Çeken Hem Sorgulatan Bir Şehir

Akademik yolculuğu, onu sonunda Viyana’daki doktora çalışmalarına götürdü. Bu şehir ona yavaş yavaş kendini açtı: Güzel, düzenli ve kendisininkinden farklı tarih katmanlarıyla sarılı bir yerdi. Bu yabancılık, bir yandan insanı yönsüz bırakan bir kayboluş hissi yaratırken, diğer yandan beklenmedik bir özgürlük sundu.

Bir kentin gündelik dedikodularından, arka sokak kültüründen habersiz olmak, çoğu zaman bir yabancıyı savunmasız kılar; ancak bazen de insanın sırtındaki yükü hafifletir. Önol bu durumu şöyle anlatıyor: “Hiçbir grubun kutsalına önyargılı ya da tabularına tam hâkim değildim. Bu saflık bana geniş bir hareket alanı verdi.”

Ama özgürlüğün bir bedeli de vardı. Türk kökeni, istese de istemese de girdiği her ortamda onunlaydı.

“Temsil ettiğiniz kültürü ardınızda bırakamazsınız” diyen Önol, “Viyana’da gittiğim her yere kendi tarihimi taşıdım.”ifadesini kullanıyor."

Yine de Viyana “yuvam” dediği şehirlerden biri oldu. Genişleyen dünyasında sığınacak bir liman gibi.

 

New York: Geçmişinin Olmadığı Bir Şehir

Yıllar sonra; önce Columbia Üniversitesi’nde Toplumsal Farklılıklar Araştırma Merkezi’ne katılmak, ardından Görsel Sanatlar Okulu’nda küratöryel araştırmaların başına geçmek için yolu New York’a düştüğünde beklenmedik şekilde üzerinden büyük bir yük kalkmış gibi hissetti.

“New York’ta kimseye buraya ait olduğumu kanıtlamak zorunda değildim. Hiç kimsenin Türkiye’yle ilgili tarihi bir hikayesi yoktu. Bir anda sadece uluslararası bir küratör olmuştum.”

Sonra ironik bir durum ortaya çıktı. Dünyanın en kozmopolit şehrinde bile kategoriler vardı. Önol; “Beni beyaz kadın kategorisine yerleştirdiler” diyerek gülümsüyor: “Avrupa’da hiç yaşamadığım bir şey.”

Bu farkındalık hem şaşırtıcı hem aydınlatıcıydı; kimliğin, bulunduğun yere göre nasıl değiştiğinin bir başka örneği. 

 

At Vienna Art Week 2025- photocredit Joanna Pianka 

 

Hafıza, Hikâye Anlatımı ve Dayanışmanın Politikası

Bu hareketli yıllar boyunca Önol, kolektif hafıza ve sözlü tarih üzerine çalışan küresel bir akademisyen ve aktivist grubu Women Mobilising Memory’nin (Hafızayı Harekete Geçiren Kadınlar) bir parçası oldu. Bu deneyim, onun küratöryelyaklaşımını baştan aşağı dönüştürerek daha çok dinleme, işbirliği ve tevazu gerektiren toplumsal projelere çekti.

Önol, “Seyahat etmek bana her yerde nasıl benzersiz topluluklar olduğunu gösterdi. Bir yerde geliştirdiğiniz stratejiler bazen başka bir yere de uygulanabiliyor. Çalışmam tamamen evrildi.” diyor.

Artık sergiler, sadece eserlerin yan yana dizildiği mekânlar değil; insanların birbirini duyabileceği, tarihin kenarda kalmış seslerinin güçlenebileceği alanlar hâline geldi.

“Gazetelerde okuduğumuz savaş haberleri genellikle sayılar ve istatistiklerden ibarettir; insan deneyimlerini anlatmazlar. Sanatın bize bu deneyimleri duyuracak başka bir pencere açabileceğini düşünüyorum; genelleştirmeyi engelleyen, insan konuşmalarına kulak verebileceğimiz bir pencere,” diyor Önol.

 

Viyana Sanat Haftası: Yeni Bir Gözle Geri Dönüş

Bu yıl kasım ayında bir dönüm noktası yaşandı ve Işın Önol Viyana’ya döndü. Hem de eski bir sakini olarak değil, şehrin en önemli sanatsal etkinliklerinden biri olan Viyana Sanat Haftası’nın ortak küratörü olarak. 

Önol, hayranlığını “Viyana Sanat Haftası sadece bir sergi değil. Bir festival, hem de inanılmaz küçük bir ekibin yürüttüğü iddialı bir festival,” sözleri ile dile getiriyor.

Ona göre her sergi, mutlaka bulunduğu yere hitap etmeli. Önol bunu şu sözlerle anlatıyor: “Başka coğrafyaların kalıplarını buraya taşımak, ancak kibirle açıklanabilir. Bir sergi şehrin ruhuyla temas etmiyorsa, amacına ulaşamaz.”

 

 

Kriz İçindeki Bir Dünya ve Üst Sınırlar Ötesi Dayanışma İhtiyacı

Önol için küratörlük artık yalnızca sergi kurmak değil; sınırları, toplulukları ve kimi zaman yaralı tarihleri aşan bir dayanışmayı beslemek demek.

Önol “Dayanışmanın hayatî olduğu bir dünyada yaşıyoruz,” diyor. “Sanatçılar, kültür emekçileri, hepimiz aynı sömürü sisteminin bir parçasıyız. Özellikle faşizm ve siyasi şiddet yükselirken yan yana durmamız şart. Ya dayanışma içinde oluruz ya da kaybederiz.” diye ifade ediyor.

Ona göre bu çalışma, söz konusu göçmen toplulukları olduğunda daha da hassas bir hâl alıyor.

Kendisi de bir göçmen olduğu için incelikleri anlamanın şart olduğunu şu sözlerle vurguluyor:
“Örneğin dışarıdan bakılınca “Balkan göçmenleri” ifadesi oldukça sade görünebilir; fakat içinde büyük bir karmaşıklık barındırır. Çünkü yakın zamana kadar çatışmalar yaşamış ve bugün bile bazı sorunları devam eden bir bölgeden söz ediyoruz.”

 

Önol, bu topluluklar içinde dayanışma geliştirmenin cesaret gerektirdiğini, bu yüzden onların kendilerine özgü farklılıklarını iyi anlamanın şart olduğunu da şöyle ifade ediyor:

“İnsanları ve onların seslerini sürecin içine katmak, yapılan her işe gerçek anlamını kazandırıyor. Bu zor, evet. Ama demokrasi dediğimiz şey zaten zahmet ister.”

 

Translated by Gizem Gülen Tuaç

Daha Fazla

Culture Arts Conteporary Vienna